Mustafa Aydemir’in belgesel romanı için Sezgin Aytuna tarafından yazılan ön söz.

Erzincan Dağlarındaki dev “ATATÜRK PORTRESİ” ‘ni
belgeselleştirmek için uğraşlarımın ve bu eserin mimarı, ressam Mustafa Aydemir’e ulaşmamın ilginç öyküsü.

Herşey önce hayal etmek ile başlar! Bende öyle yaptım…………..

2003 yılında sıcak bir Temmuz gününde, Jeoloji Mühendisi arkadaşım Bahri Yıldız ile beraber yabancı bir maden şirketin için, Kayseri ve Gümüşhane dolaylarında jeolojik çalışma yapmak üzere Ankara’dan araba ile yola çıktık. Kayseri, Develi, Yahyalı, Tufanbeyli’den geçerek, Kurşun-Çinko maden sahalarını gezdik ve Kahramanmaraş’ın Göksün ilçesinde geceledik.

Ben bu arada emektar, Amerika’dan oğlumun doğumundan dolayı ile aldığım, Canon AE1, 1980 model, emektar fotoğraf makinem ile dia çekerek yola devam ediyordum. Petrol Jeoloğu olduğumdan meslek gereği çoğuzaman dağlarda gezdiğim için fotoğraf makinemi herzaman yanımda taşırım. Bu sayede zaman içinde Türkiye’nin hemen hemen her yerinden ve dünyanın 10 değişik ülkesinden 10,000’i aşan çok sayıda manzara, jeolojik oluşum (fay-kıvrım-bindirme), değişik jeolojik formasyonlar, petrol sondajı ve arkeolojik yerleşkelere ait geniş bir dia koleksiyonu biriktirdim. 1985-2000 arasında çalıştığım petrol firması olan ARCO Turkey Inc. için her yıl 1000 dolayında ve sadece benim çektiğim Türkiye fotoğraflarından seçilerek oluşturulan takvimler yurt içinde ve dışında dağıtılırdı.

Ertesi gün Göksun’dan maden sahalarını geze geze Sivas’a vardık ve orada geceledik. İzleyen gün Sivas’tan Gümüşhane’ye gitmek için yola çıktık. Yolda o meşhur, Dünyanın en iyi bilinen, en meşhur Doğrultu Atımlı Fayı, Üst Miyosen yaşında, 11 milyon yıldan beri aktif olan “Kuzey Anadolu Fayını” (KAF) iki defa kestik!!

Burada yeri gelmişken bu fayı 1940’lı yıllarda ilk defa bulan, adını koyan ve inceliyen Türkiye ve Dünya Jeolojisine kazandıran hocamız Prof. Dr. İhsan Ketin’i rahmetle anıyorum…

Saat 12 cıvarında Erzincan’da öğle yemeği molası verdik. Şehrin 10km Kuzeyinden geçen “KAF” dan dolayı şehirdeki bütün binaların 3 veya daha az katlı olduğu gördüm ve de bu şehri yerle bir eden o meşhur 1939 depremini hatırladım!! Dile kolay 39,000 kişi can vermişti…

Yemekten sonra Bahri beni fotoğraf çekmem için şehrin 5km kadar kuzeyinde, KAF’ın hemen yanına bir yere götürdü, işte orada ATATÜRK’ün dev portresi ile ilk kez karşılaştım!!!. Hemen jipin üstüne çıkarak 200 ölçekli lensimi ve konverterimi takarak, 10km uzaktan portrenin 5 poz diasını çektim. Bahri bana Erzincan’da 1982 yılında 4 aylık kısa dönem askerlik yaptığını ve o portrenin yapılmasında 2-3 gün çalıştığı söyledi.

Tabii bu bende bir merak uyandı? Bunu kimler niye ve nasıl yaptı diye? Karşımda ATATÜRK’ümüze yakışan, 176m x 43m, boyutlarında bir DEV duruyordu!!! Tam 1,5 futbol sahası büyüklüğünde (7,568 metre kare). Niye bugüne kadar bundan kimsenin haberi yoktu? Niye bu güne kadar ben bunu duymadım diye hayıflandım!!

Petrol jeoloğu olmak çok meraklı olmayı gerektiriyor! Çünkü arazide çalışırken kendi kendinize her bulduğunuz taş için veta fay için soru sormaya başlıyorsunuz, bu nasıl oluşmuş buraya nasıl gelmiş? Ve cevabı da kendiniz bulmanız lazım!.

Rahmetli hocamız Prof. Dr. Enver Altınlı’nın bir sözü vardı:

-“Ne aradığı bilmeyen, bulduğunu anlamaz!” derdi. Ne kadar anlamlı bir söz değil mi??

“Görmek” ile “Bakmak” arasında bence en büyük fark burada!!…..

Binlerce kez dia çekerken visöre giren kareleri başka bir gözle görmeyi öğrendim!!!!

Görmek için o anda düşünmeye ve araştırmaya başlamanız lazım!!!.

Herkes “Bakar” ama “Göremez!!!!

Bilim adam olmak devamlı sorgulamayı ve herşeye önce şüphe ile bakmayı gerektirir. Bu sorgulama, düşünme ve araştırma yeteneğimin gelişmesinin en önemli sebebi Petrol Jeoloğu olmam dolayıdır. Petrol arama işiyle uğraşmak devamlı soru sormayı ve cevap bulmayı gerektirir.

Amerikalıların sözü vardır; “Seeing is believing” yani “Görmek inanmaktır”.

Ben “Gördüğüme” inanırım “Baktığıma” değil………….

Erzincan’a ilk defa gittim ve sadece 2 saat zaman harcadım. Ama göreceğim gördüm!!!

Dönüş yolunda Bahri’den bu dev ATATÜRK portresi hakkında bilgi almaya başladım.. Bunu yapan şahsı veya fikir babasını hatırlamadığını ama onun gibi kısa dönem askerlik yapan bir ressam olduğunu bana söyledi. Erzincan’dan sonra Gümüşhane yolunda jeolojik incelemeler yaparak Trabzon’a kadar gittik. Orada da 2 gün kaldık. Vakfıkebir taraflarında bir kaç madene baktıktan sonra uçakla Istanbul’a oradan da altın madeni mostralarını görmek için Trakya Demirciköy taraflarına kadar gittik. Fotoğraf makinemde toplam 3 x 36 pozla Ankara’ya döndüm ve diaları banyo ettirerek koleksiyonuma dahil ettim.

Aradan 3 yıl geçmişti. 2006 yılında oğlum Selim’in ısrarları üzerine bir tarayıcı almıştım. Bütün dialarımı tarayarak onları bilgisayar ortamına aktarmaya başladım. Diaları bu yolla saklamak ve paylaşmak daha kolaydı çünkü bayağı yer kaplamaya başlamışlardı! Benim bir felsefem vardır bilgi paylaştıkça zenginleşi. 10,000 adet dia dile kolay. 1980’lerden beri dia çekiyorum!. Her gece ancak 40-60 tane dia taraması yaparak, neredeyse 250 günde bütün diaların taramasını bitirdim!! Onları tarih sırasına göre yerleştirmeye başladım, bu da 70 günümü aldı.

Büyük ATAMIZIN o dev portresinin sayısal görüntülerini bir daha hayret ve hayranlıkla, diz üstü bilgisayarımda seyretmeye ve çektiğim fotografları detaylı olarak büyülterek incelemeye başladım. Merakım daha da arttı!!!. Bahri’nin söylediklerini bir daha hatırladım!!

Portrenin 4 aylık kısa dönem bir askerin düşüncesinin , projelendirilmesinin onu hayatı geçirmesinin bir sanat eseri olduğu ve ona gönül veren 3, 000 kadar Mehmetçik yardımları ile 30 günde yapıldığını anımsadım. (176m x 43m, ya da 1,5 futbol sahası), 7,568 m2 büyüklüğü ölçüsünde bir portrenin, nasıl olur da 30 günde yapılabildiğini düşünmeye başladım ve meraklandım?.. Bugüne kadar bundan kimsenin haberi olmadığına üzüldüm. Bunu ATATÜRK ile ilgili hiçbir yayımda niye görmedim diye hayıflandım! Türkiye’de sanata bir kere daha değer verilmediği anlandım!!!

Meraklı olmak başka bir şey, başka bir duygu! Başka bir söyleyişle, insanın başına dert meraktan gelirmiş…. Ama uygar bir insan merak etmeden de duramaz!!. Uygar olmanın bir kuralı budur. Meraksız olursanız hiç bir keşfe imza atamazsanız ve hiç bir icat yapamazsınız, değil mi? Hele hele meraksız bir petrol jeoloğu petrol keşfi hiç yapamaz.

2007 Mart ayında Ankara’da Türkiye Jeoloji Kurumunun ilk toplantısında birden aklıma geldi ve 20 kadar jeolog arkadaşıma bu portreden bahsettim ve Portrede kullanılan taşların jeolojik incelenmesinin (taşların jeolojik yaşının bulunmasının) ilginç olacağını önerdim ve kendim de bu portrenin nasıl ve niçin yapıldığını ciddi olarak araştırmaya karar verdim!!

O gece toplantıya katılan 20 meslektaşıma benim çektiğim bu portrenin resimlerini E-posta ile yolladım. Benim fotoğrafcı kimliğimi bilmeyen bazı arkadaşlarım benim fotomontaj ile bu portreyi dağlara sanal olarak koyduğu zannetti!!.. Beni iyi tanıyan Muzaffer Siyako’nun önerisi ile, hemen o gece portreyi “Google Earth” ten buldum ve 10,000m, 7,500m, 5,000m, 2,500m ve 1,500m ‘ den görüntüleri kopyalıyarak, koodinatlarını tesbit ettim; Kuzey 39° 47’ 21.93”, Doğu 39° 28’ 34.91” . O muhteşem eseri gökyüzünden görmek bir başka güzelmiş!!..

20 meslektaş ve başka bazı arkadaşlarıma uzay görüntülerini , kendi çektiğim dialar ve belgesel fikrim ile bir kere daha yolladım, bu sefer bana inandılar. Anlaşılan arkadaşlarım E-posta zinciri oluşturmuşlar, benim ATATÜRK resimleri internet ortamında dolaşmaya başladı.

Hiç tanımadığım insanlardan olumlu mesajlar gelmeye başladı. Portenin yapımında görev almış Ankara’da oturan 5 kişiden telefon ve E-postalar geldi. İkisinin de petrol camiasından beni tanıyan arkadaşlarmış. Eğer bir belgesel yapılacaksa anılarını anlatmaya ve bu projeye gönüllü olarak katkı koymaya hazır olduklarını bana bildirdiler.

Bende bu eserin duyurulması için flicker.com fotograf paylaşım sitesinde bu fotografı ilk defa 4 Şubat 2007 yayımladım.

Erzincan, Turkey

Benim amacın bu eseri kimin planladığı, kimlerin ve nasıl yaptığını bulmaktı? Bana ulaşan ve Ankara’da yaşıyan ve de kısa dönem askerlik sırasında bu portrenin inşaatında çalışmış Ömer Lütfü Genç’ten E-posta aldım, portreyi planlıyan ve yapanın Mustafa Aydemir olduğun bildirdi. Mustafa’nın E—posta adresini bulacağından ve kendisinin Istanbul’da yaşadığı ve bir reklam şirketi sahibi olduğundan bahis ediyordu.

Görüntüleri Hürriyet, Cumhuriyet, Milliyet gibi öndegelen gazetelerin tüm köşe yazarlarına E-posta ile yollamaya başladım, ama maalesef hiç birinden cevap dahi alamadım!! Fotoğrafları aynı zamanda Genel Kurmay Başkanlığının internet sitesine ve yayıncı Can Dündar’a da E-postayla aktardım. Yine hiçbir cevap alamadım!! Sadece ünlü gazetecilerden sayın Mete Akyol beni aradı ve bir makale yazıp onu Başkent Universitesi bünyesinde yayınlanan “Bütün Dünya”’ dergisinde yayımlayabileceğini söyledi. Ama ben portreyi kimin yaptığını saptamadan böyle bir şeye başlamanın doğru olmadığını ileri sürerek öneriyi nazikce red ettim.

Amacım elbette önce bu resimleri bir yerlerde yayımlayarak kamuoyunun dikkatine sunmaktı. Ama önce bu dev eserin nasıl yapıldığı ortaya çıkarmalıydım! Bir dedektif gibi çalışmaya başladım! Bu arada, gazetecilerin dışında, beni desteklemek isteyen Atatürk sevenlerinden çok olumlu E-posta mesajları almaya devam ettim.

İyileşeçek hastanın doktor ayağına gelirmiş!!!!! Bunun doğru olduğunu bir kere daha anladım!!!

Bu eserin benim tarfaında E-posta ile durulmasından tam bir sene sonra, 2008 yılının Nisan ayında Ankara’da oturduğum apartmanda bir arkadaşımı babasının vefatı dolayısile taziye ziyaretine gittiğimde aynı binada oturan, yeni taşınmış, bir Albay ile tanıştım ve bu konuyu ona da açtım. Albay 1984 yılında Teğmen olarak görev yaptığı Erzincan’da bu portreyi bildiğini, 1982 yılında o eserin inşaatında çalışan bir subayı tanıyan bir başka subay ile temas kurmaya çalışabileceğini söyledi. Tabii umutlarımı daha da arttırdı. O gece Dev potrenin resimlerinı Albaya E-posta ile yolladım. Temas kurduğu Albayın yardımları ile şimdi emekli Albay olan ve bu eserin inşattında çalışmış olan Teğmen Eyüp Aslan bana E-posta sayesinde ulaştı. Eyüp Albay bana eserin nasıl yapıldığı özetledi ama eseri yapanın ismini hatırlamıyordu, ama umutlarım daha arttı.

******************************************
(E-posta zinciri için yolladığım yazı)

Sent: Wednesday, May 1, 2007 10:08
Subject: FW: ATATüRK‘ün Erzincan dağlarında Kireçtasına oyulmuş DEV portresi

Ekteki potreyi tanıdığınız herkese yollayın. Ekte gördüğünüz fotograf benim tarafımdan 2003 yılının Temmuz ayında Erzincan’da çekildi. Şehrin 10km kadar Kuzeyinde kireçtaşlarını oyulmuş tam ATATÜRK’e yakışan dev bir eser ve tabiki Erzincan’da bulunan ordumuz tarafından yapılmış..

Sizinde bildiğiniz gibi bu portre o kadar büyükki, uçakla üzerinde 10,000m den uçulduğunda bile gözüküyor. Zaten bende resimleri 10km uzaktan telefoto ile çektim. Bu resimlerin yayımlanması için Milliyet, Hürriyet ve Cumhuriyet Gazetelerine yolladım ama hiç birinden cevap alamadım!!.

Ben 57 yaşımdayım ve 54 yaşıma kadar böyle büyük muhteşem bir ATATÜRK portresinin Erzincan’da dağlara oyularak işlendiğinden haberim yoktu… Bu resimleri şimdiye kadar benim yaşımda olan en az 100 arkadaşıma yolladım ama hiç kimsenin bundan haberi yok!!!. Size ricam bu portrenin hakkını vermeniz bir belgesel yaptırak bunu halkımız paylaşmak. Buna bu günlerde çok ihtiyacımız var.

Bu muhteşem eserin inşaatında çalışmış (1982) Jeoloji Mühendisi bir akradaşım iş için beni oraya götürdüğünde çok etkilendim. Ama bu harika eserden Erzincan’lılar hariç maalesef hiç kimsenin haberi yok!!! Eğer bu konuda bir katkım olursa, ne mutlu bana. En azından size o Asteğmen arkadaşımı bulabilirim o da belki bunu tasarlıyan grafiker diğer Asteğmen arkadaşını bulur ve zinciri tamamlarım.
Saygılarımla,

Sezgin Aytuna
*******************************
Emekli Albay Eyüp Aslan’tan gelen cevap:
*******************************
From: Eyüp Aslan
Sent: Thursday, May 15, 2008 1:46 PM
To: Sezgin Aytuna
Subject: Re: ATATÜRK‘ün Erzincan dağlarında Kireçtaşları oyulmuş DEV portresi.

Sevgili Sezgin Bey Kardeşim,

Mailde belirttiğiniz portrenin fikir babası 1982 tarihinde 4 aylık kısa dönem askerlik yapan bir askerimizdi. Taşaronu da bendim. Ben o tarihlerde 59’uncu Topçu tugayı, Orta Ağır taburda takım komutanı olarak görev yapan bir teğmendim. O portre yaz sıcağında oraya yapılırken, kahraman Türk askerlerinin ne kadar çok ter döktülerini bir ben bilirim bir de o ter döken askerler. O yamaç göründüğü kadar eğimli değildir. Diktir. Elinde harç tenekesiyle ayağın kaysa, kendini her an için tepenin dibinde bulma tehlikesi vardı. Dağın tepesine harç karma makinası kurmuştuk. Askerler düşüp yaralanmasınla diye harç tenekerinin ancak 1/4’ü kadar harç koyabilirdik. Fakat bir tek askerimizin bile burnu kanamdan o eser, dağlara kazınmıştır.

O günün şartlarında çok büyük emek harcanarak yapıldı. Bizden sonra göreve gelenler de o eseri doğa şartları karşısında bozulmaya terk etmemişler ve korumuşlar. Korunması için emeği geçen herkese de sonsuz teşekkürler. Aradan 26 yıl geçtikten sonra, o eser hâlâ beğeni topluyorsa, ne mutlu bizlere.

Sezgin Bey,
O eserin fikir babası ve planını yapan arkadaşınız beni mutlaka tanıyacaktır. Eğer kendisiyle irtibat kurmama yardımcı olursanız çok sevinirim.
Selamlar.

Eyüp Aslan
******************************************************
—–Original Message—–
From: Sezgin Aytuna
Sent: Thursday, May 15, 2008 2:27 PM
To: Eyüp Aslan
Cc: F.D
Subject: SEZGIN AYTUNA Erzincan’daki Atatürk Portresi hakkında

Sayın Albayım,

E- postanızı aldım çok teşekkür ederim. Bu işte bütün emeği geçen tüm ordu komutanlarımızın ve askerlerimiz eline sağlık, böyle önemli DEV eseri ortaya çıkardıkları için. Size ekte “Google Earth” den indirdiğim resimleride yolluyorum.. Ortaya çıkardığınız dev ATATÜRK portresi bütün maddi ve manevi ihtişamı ile orada duruyor..

Ben de bu eserde bir fiil çalışmış, 4 tane kısa dönem askere ulaştım, zamanı gelince sizleri onlara bir araya getirmek isterim. Ayrıca gazeteci Mete Akyol’da benimle temas kurdu. Benim amacım bu eseri planlıyan, yapılmasına katkı koyan bütün ordu mensuplarına ulaşmak ve bir belgesel hazırlanmasına yardımcı olmak. Benim mesleğim tabiiki belgesel yapmak için uygun değil ama sponpor bulmak için elimden geleni yapacağım.

2007 yılında 3 tane büyük gazeteye E-posta attım ve resimleri yolladım; Milliyet, Hürriyet ve Cumhuriyet ama hiç biri bana cevap vermek zahmetinde bulunmadılar. Daha sonra Genel Kurmay Başkanlığına baş vurdum ama oradan da cevap alamadım.. Amacım bu DEV eseri ortaya çıkaranlara beraber bir TV belgesi yapmak. Ama daha ümidimi yitirmedim. Eğer bir spospor bulursam, sizinle temas kurup bu eserin nasıl ortaya çıkarıldığı belgesel yaparak ölümsüzleştirmek istiyorum. Benim tercihim bu belgeseli Genel Kurmay Başkanlığının yapması, ama belki öyle bir birim yoktur, o konuda bir fikrim yok.. Belki sizin yardımlarınız onlar ile tekrar temas kurabilirim ama kimimle bilmiyorum…

Benim bu resimlerim size nasıl ulaştığını bilmiyorum. Benim oturduğum binada bir Albay var, herhalde o size ulaştırdı. Size ulaştığına göre zincirin son halkası tamamlandı, artık gerisi gelir. Sponsor bulur bulmaz sizinle tekrar temas kuracağım. O zamanda şartlarda bu DEV eserin nasıl yapıldığını sizden başka anlatacak kimse yok anladığım kadarı ile.

Ilginiz için teşekkürler.

Sezgin Aytuna

*********************************
Bu arada benim E-posta zincirim Amerika’ya ve Avusturalya ‘ya kadar uzanmıştı. Bana gerek yurt içinden ve gerekse o uzak ülkelerden teşekkür mesajları gelmeye başlamıştı. Sonunda, tanımadığım bir bayan (Ömer Lütfi Genç’i tanıyan) bu eseri yapanın Mustafa Aydemir’in E-posta adresini bana yolladı. Hemen Mustafa Bey’e E-posta attım, ertesi gün bu işin nasıl yapıldığını anlatan yanıt geldi ve çok sevindim! Hemen Mustafa beye telefon ederek teşekkür ettim.

Mustafa Aydemir mesajında Eyüp Teğmen ve Bahar Yarbay ve Güngör Paşadan bahsediyordu. E-posta zinciri sayesinde Bahar Yarbay (artık emekli Albay) bana telefonla ulaştı. Ancak Güngör paşa bu arada vefat etmiş.
—– Original Message —– From: Sezgin Aytuna
To: Mustafa aydemir
Sent: Thursday, May 22, 2008 5:29 pm
Subject: ERZINCAN’daki ATATÜRK Portresi hakkında..

Sayın Mustafa Aydemir,
Sizin ortaya çıkardığınız bu muhteşem eseriniz hakkında bir belgesel yapmak için sponspor bulmak için uğraşıyorum.

Sizinle beraber 1982 yılında ve bu DEV eserde çalışmış 4 kısa dönem devre arkadaşınız ile temas kurdum ve sonunda sizede ulaştım.

Ayrıca o sırada Teğmen olan, Eyüp Aslan (şimdi Albay) ile temas kurdum..

Sezgin Aytuna
________________________________________
From: Mustafa AYDEMİR
Sent: Friday, May 23, 2008 11:44
To: Sezgin Aytuna
Subject: Re: ERZINCAN’daki ATATÜRK Portresi hakkında..

Sezgin Bey,

26 yıl sonra da olsa, hiç olmazsa ülkesinin dağlarına yapılmış bir portreyi merak eden, bunu önemseyen ilk insan olmanızdan dolayı sizi kutluyorum. Biliyormusunuz ki, değil bütün Türkiye, Erzincan’lılarımız bile bu portreyi merak etmemiştir. Doğalki bunu ilk hayal edeni, kafayı bu portreye takanı,ve bunu oraya çakanı da.

Oysa hepimiz biliyoruz ki uygarlığın temeli merak etmektir. Bizler hiçbir şeyi merak etmediğimiz içindir ki bilimde, keşifte, sanatta, ekonomi ve yaşam standartlarında bu kadar geri kaldık.

Bu portreyi ben 1982 yılında kısa dönem askerliğimde ( 29 günde) yaptım. Toplam 3000 gönüllü asker bu portrenin yapımında çalıştı. Şimdi bilmiyorum ama yapıldığı zaman dünyanın en büyük portresi idi. Portrenin boyu 176 metre, alanı 7500 metrekaredir. Sadece beyaz ve siyah renkler için 100’er ton boya harcanmıştır.

Ama işin ilginç yanı tüm portre için hiç para harcanmamıştır. Sizin gördüğünüz resim, benim hayalimin (veya projemin) sadece 1. kısmı idi. Oysa ben orada, o resmin askerler ve kent üzerindeki moral etkisini düşünerek hareketli ve sesli bir portre tasarlamıştım. Bu da Dünyadaki böylesi ilk uygulama olacaktı, ama bunun için minik sayılabilecek bütçeyi Genelkurmay maalesef çıkartamadı ve resim öylece kaldı. Portrenin kendisi bir yana, yapımı ve yapım aşamaları gerçekten bir belgesele konu olacak kadar ilginçtir.

Portre kireç taşından değil, cıvarın 7 dağından elle toplatılan taşlarından yapılmıştır. Dağın kendisi gevşek toprak zemindir, ayrıca engebeli ve hayli diktir. Erzincan deprem riskli bir ilimiz olduğundan, dağda uyguladığım (o muazzam ağırlığın yıllar içinde kaymasını önleyecek) statik mühendislik tedbirleri sanıyorum ressamlığımdan daha fazla önem arzetmiştir. Ben bu resmin yapımını özellikle bana inanan ve bana bu imkanı veren o zamanki tugay komutanımız (şimdi rahmetli) Hidayet Güngör’e ve Erzincanlı tabur komutanımız (şimdi kendisi emekli albaydır) Yılmaz Bahar’a borçluyum. Sonra sırasıyla Eyüp Teğmenimiz gibi nice idealist subayımız ile dağın zor şartlarında çalışan binlerce askerimize tabiki..

Paşamız, resim bitince ödül olarak, benim (ve ekibimin) tezkerelerini imzalayıp bizlere verdi. Ayrıca benim bu portreye imzamı atmamı emretti. İlk defa bir emre karşı gelerek bunların hepsini reddettim ve askerliğimden normal süresinde terhis oldum. Çünkü ben bu resmi bir ödül almak için değil, özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz kişiye minik bir borç ödeyebilmek için hayal etmiştim. Ayrıca bu resme küçük bir taş koyanı o resme gönlünü bağlayanı da düşünerek ona bir imzayla tek başıma sahip çıkmak istemedim. Bugün de olsa aynı şeyi yaparım.

Sezgin Bey bu portreyle ilgili anlatılacak elbette çok şeyler var. Ben size sadece ön bilgi olarak bunları geçiyorum. Umarım belgesel fikriniz hayata geçer ve milletimizin bu portreden haberi olur.
En kısa sürede tanışacağımızı ümit ederek sizlere en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Ayrıca Eyüp Teğmenimizle (albayımızla) yeniden karşılaşmak ve görüşmekten mutluluk duyarım.
Selamlar.
Mustafa Aydemir
************************

2008 yılının Haziran ayında Istanbul’a gelirgelmez Mustafa Aydemir, Eyüp Albay ve emekli Bahar Albay, eşi ve kızı (Belgin Hanım) ile ayrı ayrı buluştum. Belgin hanım 1982 yılında bu portrenin yapımı sırasında Erzincan’da ilkokul ögrencisi imiş ve bu olayı her gün uzaktan da olsa takip edermiş. Büyüyünce bu portre hakkında belgesel yapma hayali varmış!!! Kendisi şu anda televizyonlara dizi çeken bir ekibin içinde ve belgesel de yapıyor. Eğer ben sponsor bulabilirsem, TV belgeseli çekecek ekibi kurmayı gönüllü olarak üstelenebilecekleri söyledi.

Mustafa bey bu inşaat sırasında kısa dönem askerlik yapan bir askerin saati saatine günlük tuttuğunu söyledi, günlüğün bir kopyasınında kendisinde olduğu bildirdi. Böylece belgesel çekmek için her türlü döküman elimize geçmiş oldu, malzemeleri karıştırıp, ocağın altına açmaya ve helvayı karıştırmaya sıra geldi sanırım.

Bu arada, saygındeğer, Turgut Özakman’a ile telefonla temas kurdum, belgesel için senaryo yazması rica ettim.. Şu aralar 3. kitabını yazdığı için vakti yokmuş, ama senaryo yazılırsa onu edit edebileceğinden söz etti ve tabii çok etkilendim.

5 yıllık çalışma sonunda Dev ATATÜRK Portresinin öykü zincirinin bütün halkalarını, kişisel gayretlerimle dedektif gibi çalışarak tamamlamış oldum. TV belgeseli yapmak için sponsor aramalarıma devam ettim ve yeniden tüm gazete ve büyük şirket kuruluşlarına (20 adet) E-postalar gönderdim, ama hiç bir sonuç alamadım. Bana cevap dahi vermek zahmetinden bulunmadılar.

Askerliğimi Balıkesir 9.Cu Ana Jet Üssünde tercüman yedeksubay olarak yaptığım için hemen, Hava Kuvvetlerinden emekli THY’da pilot bir arkadaşımı aradım, belki uçakla Erzincan üzerinden geçerken görmüştür diye, ama onun da bu eserden haberi yoktu!! Herhalde THY’nın uçuş rotası ATATÜRK portresi üzerinde geçmiyor diye düşündüm..

Amerika’daki National Geographic degisi ile temas kurdum, dergiden mesajıma 15 Mayıs 2008’de cevap geldi, ama sponsorluk önerim nazikçe red edilmekteydi. Nihayet, başvurduklarımdan en az biri daha bana, olumsuz da olsa biri cevap vermişti!!

Ayrıca Ankara’daki Mehmetcik Vakfını ziyaret ettim. Belgesel projemdem ve bunu yapabilirsem gelirleri olursa Vakfa bağışlamak istediğimi bildirdim, beni nazikçe dinlemekle yetindiler.

Bu arada oğlum Selim bana yardım etmek için Internette Türkçe ve Ingilizce şu iki adet Blog sayfasını açtı :
https://sezginaytuna.wordpress.com/
https://sezginaytuna.wordpress.com/2008/05/30/ataturks-monumental-portrait-erzincan-turkey/

Elliye yakın Türkçe ve 20’e yakın Inglizce Blog sayfama ATATÜRK severlerden yorumlar gelmeye başladı.

2008 yılının Şubat ayında Amerikalı Arnold Reisman isimli bir yazardan E-posta aldım. ATATÜRK ile ilgili yazmakta olduğu “Mustafa Kemal Atatürk and a Mountain” başlıklı kitabında benim çektiğim portre fotoğrafını kullanmak için izin istiyordu. Tabii hemen izin verdim ve böylece çektiğim ATATÜRK portre fotografı nihayet, ilk defa yurt dışında, bir kitapta yayımlandı!!.

Hem üzüldüm hem de sevindim!!. Yurt içinden beklediğim ilgiyi göremediğime üzülmüştüm, ama yurtdışından gördüğüm bu ilgi beni sevindirdi. Bizim sahip çıkmadığımız değerli bir hazineye yurtdışından sahip çıktılar diye!!!! Şükranla anmak gerekir ki, Arnold Reisman tam bir Türk dostu çıktı. Sabancı Üniversitesinde tarih dersleri verdiğini sevinerek öğrendim, Türkiye hakkında üç kitap daha yazdığını öğrendim ve çok mutlu oldum.

• 2006. Turkey’s Modernization: Refugees from Nazism and Atatürk’s Vision.Washington,DC :
New Academia Pub., LLC.
• 2009 Post-Ottoman Turkey: Classical Music and Opera.” BookSurge Publishing, Charleston, SC
• 2009 Arts in Turkey: How ancient became contemporary.” BookSurge Publishing, Charleston, SC

Arnold 10 Kasım 2008 de Ankara Universitesinde ATATÜRK ile ilgili bir konuşma yapmak için davet edildi. Kendisi ve diğer 20 kadar Türk dostları ile o meşhur Ankara Palas Devlet Konuk evinde 11 Kasım tarihinde akşam yemeğinde buluştuk. ATATÜRK’ün yemek yediği mekanda yemek benim için çok anlamlı idi!!..

Internet ortamında dolaşan benim resimlerim ve E-postam Sözcü gazetesinin eline geçmiş, 16 Mayıs 2008’de Sözcü gazetesinden Nazan Hanım beni arayarak, ATATÜRK resmini kullanmak için izin istedi, tabii hemen verdim ve böylece de ATATÜRK portresi ilk defa bir Türk gazetesinde 19 Mayıs 2008 de yayımlanmış oldu, nihayet!!!!!!!

Mustafa Aydemir ve Eyüp Albay ile Haziran 2008 de Istanbul’da buluşup portrenin yapım tüm hikayesi dinledim ve çok etkilendim. 26 yıl sonra biri muazzaf subay (şimdi emekli) biri de kısa dönem asker benim sayemde tekrar bir araya geldiler ve çok mutlu oldular. Mustafa’ya belgesel için sponsor aradığı söylediğimde çok mutlu oldu. Mustafa özel sektör şirketlerinden bazı isimler verdi. Onlara da E-posta atarak projemden bahis ettim, tabii sonuç yine olumsuzdu!! Bana, biri hariç olumsuz olmasına rağmen, cevap vermek zahmetinde bile bulunmadılar.

Mustafa ilk buluşmamızda “ Ben bir Türk Zabitiyim” adlı kitabı imzalayıp verdi. Mustafa’dan yazdığı bu tarihi-belgesel romanın olan için Turgut Özakman beyle bir araya geldiği de öğrendim. O kitabını 10 saatte hemen okudum, çok etkilendim. Mustafa’nın bu kitaba sponsor bulma hikayesini okuyuncan daha önümde çok uzun bir yol olduğunu anladım!!. Demek ki, bu işler böyle oluyormuş..

O kitabı bastırmak için Mustafa tam 10 yılını harçamıştı!!…Ortaya çıkardığı hazinenin değeri hiç bir şeyle ölçülemez ama uğraşlarının karşılığı maddi olarak değil ama manevi geçte olsa almıştı..

ATATÜRK Portresinde kullanılan kireçtaşlarının yaşını ve cinsini öğrenmek için de kolları sıvadım. Ön bulgularıma göre (MTA haritasına, KAF Atlası, 2003) bu taşların yaşı, Kretase (Apsiyen-Alt Senomaniyen) olup, 100-125 milyon yıllık Ofiyolitik Melanj (derin deniz çökelleri) ve kireçtaşlarından yapılmış olduğu öğrendim. Yani bu Portre bir o kadar yıl daha orada duracak kadar sağlam!.

2009 Şubat ayında petrol mühendisi bir dostum sayesinde Erzincan Vakfı Başkanı ile Ankara’da öğlen yemeğinde buluştuk. Benim TV belgesel fikrimi Vakıf olarak çok beğendiğini söyledi ve eğer belgesel fikrim gerçekleşebilirse Erzincan’a gelecek olan TV ekibinin otel ve yemek masraflarını üstlenebileceklerini bana bildirdi. Erzincan Vakfının çıkardığı “Tandırbaşı” dergisinin Şubat sayısında ATATÜRK portresi kapak oldu. Dergi içinde bu konuya 2 sayfa ayrıldı.

Ekim 2008 ile Mayıs 2009 arası dönemde, 13-15 Mayıs 2009 tarihlerinde Ankara’da yapılacak olan 17. Uluslararası Petrol Kongresinin Düzenleme Kurulu üyesi olarak çalışmaya başladım. Kongre yönetimi, ATATÜRK portresini 3 günlük kongre oturumları sırasında 5m x 5m boyutundaki dev TV ekranında gösterilmesi yolundaki önerimi benimseyerek uyguladı. Bundan çok gurur duydum. Ayrıca aynı kongrede Petrol ile ilgili bir fotograf sergisi açtım ve ATATÜRK portresini de orada 3 gün boyunca fotograf olarak sergileme mutluluğuna eriştim. Portre 15 Mayıs 2009 günlü Sözcü gazetesinde ikinci kez yayımlandı.

5 Ağustos 2009’da; Amerika Washington D.C’ deki Smithsonian Müzesinden bir E-posta mesajı aldım. Çektiğim ve internet ortamında yayımladığım fotograf hakkında (ve de Dünyada buna benzer Portreler hakkında) kısa bir televizyon programı yapmak için benden ve Mustafa beyden izin istiyorladı. Tabii ki izinleri hemen verdik. (24 Aralıkta müzeden aldım E-postaya göre 2010 yılının ilk aylarında bu Portre yayıma girecek, Mustafa ve bana birer DVD kopyası gönderilecek)

7 Ağustos 2009 da (doğum günüm) Mustafa Aydemir ile Istanbul’da belgesel projemizi konuşmak üzere tekrar bir araya geldik ve tesadüfen orada bulunan 30 ve 33 yaşlarındaki iki yeğenimle Mustafa’yı tanıştırdım. Onlarla güzel bir sohbet yaptık. Mustafa’nın “Ben bir Türk Zabitiyim” kitabı hakkındaki özetini dinleyen yeğenim hemen gidip kitabı aldı ve Mustafa da onu hemen imzalayarak güzel bir jestte bulundu.

Yeğenim ise – “Lise yıllarında Cumhuriyet tarihi derslerinde niye bu tip kitapları bize okutmazlar?” diye haklı bir serzenişte bulundu!!!”

9 Ağustos’ta Mustafa beni ve ailemi Istanbul’daki evine davet etti, eşim ve ablam lile evine gittik. ATATÜRK portresinin yapımı öyküsünü asıl sahibinden ailecek bir kez daha ayrıntıları ile dinledik. Mustafa inşaat sırasında çekilen fotoğrafları bize gösterdi ve çok etkilendik. Mustafa’ya bu portre yapım öyküsünü, elinde bulunan günlükten yola çıkarak, belgesel-roman olarak kaleme almasını önerdim. Edindiğim izlenim en kısa zamanda bunu yapacak olması idi.

24 Ekim 2009 ‘da Mustafa Aydemir Istanbul, Süleymaniye Kültür Merkezinde, ” Türk Dünyası” merkezinde ATATÜRK’le ilgili bir sunum için beni Istanbul’a davet etti. Toplantıya ablam, oğlum ve 3 kuzenimle beraber katıldık. Mustafa yaptığı işi çok güzel özetliyen bir sunum yaptı ve yazmakta olduğu belgesel kitaptan bahis etti ve çok güzel hazırlanmış kitap kapağını dinleyicilere gösterdi. Toplantıda Mustafa’ya yardım eden Emekli Albay Eyüp Aslan da geldi ve o da bazı anektodlar aktardı bende kullanılan taşlar hakkında bir iki cümle söyledim.. Sunum arasında TRT-2 Mustafa ile röportaj yaptı. 9 Kasım’da TRT-2 de saat 15:00 haberlerinde ilk defa sunuldu ve 10 Kasım günü sabah 9:00 haberlerinde de gösterildi, nihayet!!!

12 Kasım 2009 günü, üyesi bulunduğum Türkiye Petrol Jeogları Derneği (TPJD) Başkanı sayın Ismail Bahtiyar’a bir E-posta atarak Ankara’da dernek çatısı altında bir sunum yapılması önerdim. TPJD yönetim kurulu önerimi hemen kabul etti ve Mustafa’yı ve beni konuşma yapmak üzere 19 Kasım 2009 tarihinde Ankara, TPAO Araştırma Merkezinde Konferansa davet etti.

Mustafa ressamlığını göstererek çok güzel bir duyuru afişi hazırladı. TPJD bu duyuruyu tüm dernek üyelerine ve bütün basın kuruluşlarına E-posta araçılığı ile duyuruldu ve aynı duyuru TPJD’nin web sayfasında yayımlandı.

http://www.tpjd.org.tr/index.php?option=com_content&task=blogcategory&id=47&Itemid=81

19 Kasım’ da yapılan konuşmaya 100’e yakın dinleyici, ayrıca NTV ve DHA ajansı vede TRT-2 den yayımcı Teoman Korkmaz geldi ve sunum sırasında televizyon çekimleri yapıldı. Konferans birinci konuşmacı olarak ben 30 dakika kadar bu portre tanıtımına nasıl başladığımı ve Mustafa’ya nasıl ulaştığımı anlattım. Mustafa’da yaptığı portenin izinlerini çok zorlu geçen bir 3 ayda nasıl aldığını ve portenin 30 günde 3,000 gönüllü asker tarafından çetin doğa koşullarına rağmen nasıl yapıldığını çok güzel bir sunumla anlattı.

Sunum sırasın Konferansta bulunan ve TPAO’da halen çalışmakta olan iki kişide Mustafa’yı hemen tanıdı onlarda Mustafa ile beraber bu inşaatta çalışan iki gönüllü kısa dönem asker imişler…Onlarda sunum sonuda bazı ilginç anektodlar aktardılar.

19-21 Kasım 2009 ‘da Hürriyet, Milliyet, Cumhiriyet, Vatan, Erzincan24 ve DHL ajansı web sitelerinde Portre haber olarak yayımlandı. Ayrıca Hürriyet, Vatan, ve Posta gazetelerinde 22 Kasım Pazar günü yayımlandı. Özellikle Hürriyet gazetesi 22. sayfasında tam sayfa olarak ATATÜRK Portresi hakkında, Mustafa’dan ve benden bahis eden bir yazı çıktı. Aynı akşam 19:50 haberlerinde bu Portre Star televizyonunda haber olarak da gösterildi. Nihayet 27 yıl sonra bu Portre Kamu oyunda hak ettiği yeri benim sayemde 2 yıllık bir uğraş sonunda almaya başlamış oldu.

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=12993551

http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&KategoriID=15&ArticleID=1164726

http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=95914

http://www.erzincan24.com/News-file-article-sid-5880.html

http://www.haber3.com/photoshop-degil–526558h.htm

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Uzaydan_bile_gorulen_tek_Turk&tarih=15.12.2009&Newsid=272068&Categoryid=7

22 Kasım Pazar günü Hürriyet gazetesinde haberi saat 10:00 okuyunca hemen Mustafa’yı aradım, o da beni aramak için öğlen saatini bekliyormuş, bu haberi onunla beraber paylaşmak güzel oldu. Saat 11:00 doğru emekli Eyüp Albay beni telefonla aradı ve bu eserin haber olarak çıkmasından dolayı beni kutladı ve sen olmasan bu eser çoktan unutulurdu dedi ve hemem Blog sayfama aşağıdaki yazıyı gönderdi:

https://sezginaytuna.wordpress.com/#comment-148

Eyüp ASLAN Diyor ki:
Kasım 22, 2009, 11:36 pm
Sezgin Bey,
Ben Emekli Topçu Albay Eyüp ASLAN, bir zamanların Erzincan dağlarında kuş uçurtmayan Teğmen Eyüp ASLAN’ı. (1982 Ağustos, Eylül)

Er Mustafa AYDEMİR hayal etti, erinden generaline kadar binlerce asker Atatürk‘ümüzü Erzincan dağlarına kazıdı,
ve……

Bir Atatürk ve vatan sevdalısı Sezgin AYTUNA Bey, bu muhteşem eserin önemini fark ederek, Atatürk’ümüzü beyinlere ve ruhlara kazımaya çalışıyor.

Bu eseri hayal eden kadar, bu eseri Türkiye ve dünya gündemine taşımaya çalışan Sezgin AYTUNA Beye sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Sevgili Mustafa AYDEMİR, binlerce asker gibi bizim de her gün boş boş baktığımız Erzincan dağlarına farklı bir gözle baktı. Yüreğinden gelen bir sesle o dağlarda ATATÜRK’ün kendisine dik dik baktığını fark etti. Gece uyurken, yolda rap rap yürürken, eğitim alanında ter dökerken, ve eğitim arasındaki dinlenme molalarında elindeki çayını yudumlarken, hep o dağa baktı ve hayal etti.

Hayal etmekle kalmadı, hayalini projelendirdi, komutanlarını ikna etti. Bana göre projenin en zor safhası da buydu. Önce tabur Komutanı Binbaşı Yılmaz BAHAR’ı, sonra da Tugay Komutanı rahmetli Tuğgeneral Hidayet GÜNGÖR’ü ikna etti ve inandırdı.

Bendeniz de Orta/Ağır Topçu taburunun en çömez teğmeni, Teğmen Eyüp ASLAN olarak, projenin dağlara kazınması aşamasında bir bakıma taşaron olarak görev yaptım.

Tükürükle havuz doldurmak ne kadar zor ve akıl almaz bir işse, Atatürk’ümüzün bu muhteşem portresini dağlara kazımak da o kadar zordu. Bu işe yüreğini katmış binlerce vatan evladı Mehmetçik, elindeki harç tenekeleriyle, susuzluktan çatlamış dudaklarıyla, bacakları titreye titreye, yamacı ine çıka, Atatürk‘ümüzü dantel işler gibi dağlara işlediler.

Teğmen Eyüp ASLAN ne yaptı?
Harç tenekesiyle yamaçtan inip çıkmak dışardan görüldüğü gibi kolay bir iş değildi. İki kez yamaçtan inip çıkan asker, üçüncü, dördüncü, beşinci seferden “Nasıl kurtulurumun?” hesabını yapıyordu. Teğmen Eyüp ASLAN sadece bu zor işten kaytarmak isteyenlerin kaytarmalarına fırsat vermedi.

Erzincan dağlarında komutan kimdi belli değildi. Er Mustafa AYDEMİR mi, Binbaşı Yılmaz BAHAR mı, Teğmen Eyüp ASLAN mı, Tuğg. Hidayet GÜNGÖR mü?

Er Mustafa AYDEMİR, bize o günkü ödevimizi ve işimizi veriyor, biz de çömez bir teğmen olarak, ödevimizi bitirmek için, var gücümüzle çalışıyorduk. Olacak şey değil. Askerlik kurallarına tamamen ters bir uygulama. Tarihte örneği olamayan bir çalışma şekli. Ama oldu.

Çünkü herkes birbirinin yüreğindeki vatan ve Atatürk sevgisine güveniyordu.
Yapımında emeği geçenler kadar bugün de bu dev esere sahip çıkıp maddi ve manevi destek veren herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Eyüp ASLAN
Em. Top. Alb.

Ayrıca benim çektiğim fotograf ve bu portre hakkında kısa bir özet Macarca olarak vikipedia ‘da benden izin alınarak yayımlandı.
http://hu.wikipedia.org/wiki/Musztafa_Kemal_Atatürk (sayfanın sonuna bakınız)

21 Aralık 2009 ‘da Istanbul Kültür Universitesi daveti üzerine bu konuyu özetliyen bir konuşma yaptım. Emekli Albay Eyüp Aslan’da bu konuşmaya davetli olarak geldi ve o da bazı anıları aktardı. Sunum sonunda bu günün anısına üzerinde Mustafa’nın dağlar işlediği portre bir tabak içinde bizlere hediye edilmesi çok anlamlı oldu. Keşke Mustafa’da burada olsaydı!

http://www.iku.edu.tr/userfiles/file/anasayfa/haber/images/s_aytuna.bmp

Bu Portrenin yapım öyküsü belgesel-roman haline geldikten sonra, umarım televizyon belgeseli yapılabilme fikrim gerçekleşebilir ve 2010 yılı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramında veya 2011 yılı 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramında yayımlanabilir.

Bu eseri meydana getiren Mustafa Aydemir’i, ona izin veren değerli komutanlara; rahmetli Hidayet Güngör Paşa, emekli Albay Yılmaz Bahar ve emekli Albay Eyüp Aslan ve eserin yapılmasında emeği geçen diğer kahraman Türk askerlerini bir kere daha rahmet, şükran ve minnet ile anıyorum.

Umarım ki şimdi 55-60 yaşlarında olan bu adsız kahraman askerlerin bir çoğu hayatta iken, televizyon belgeseli fikrim tamamen bir sivil toplum hareketi olarak, her türlü siyasi görüş dışında gerçekleşir (!!) ve bu kahraman Mehmetçiklerle beraber bu eserin yapım öyküsünü belgesel olarak hep beraber bir televizyon kanalında izleriz…………..

Televizyon belgeselinde buluşmak dileği ile, hoşçakalın.

Not: Bu eserin televizyon belgeseli yapılması için yaptığım uğraşlar için bana destek veren, aileme, ablam Av. Nermin Yoğurtçuğil’e, Sn. Av. Yılmaz Öz’e ve Sn. Hıfzı Deveci’ye çok teşekkür ederim………

Dr. Sezgin Aytuna
Bağımsız Petrol Jeoloğu ve danışmanı
Istanbul
25 Aralık 2009, Istanbul

https://sezginaytuna.wordpress.com/
https://sezginaytuna.wordpress.com/2008/05/30/ataturks-monumental-portrait-erzincan-turkey/

Reklamlar

2 Yanıt to “Mustafa Aydemir’in belgesel romanı için Sezgin Aytuna tarafından yazılan ön söz.”

  1. Anonim Says:

    AYDEMİR´DEN ´DAĞDAN BAKAN GÖZLER´ BELGESEL ROMAN
    http://www.erzincanhaber.com/habergoster.asp?id=5412

    28.06.2010
    ________________________________________

    Dünyanın en büyük portresi 1982´de Mustafa Aydemir tarafından Erzincan dağlarına 30 günde 3000 gönüllü asker ile yapıldı. Dev eserin belgesel nitelikli kitabı “Dağdan Bakan Gözler” kitabevlerinde yerini aldı.
    ________________________________________

    2009 yılında yazmaya başladığı eseri 2010 yılında tamamlayan Mustafa Aydemir Erzincan’da yer alan bu dev eserin yapım aşamasından bitim aşamasına kadar geçen sürede yaşanan her ince ayrıntıya yer vermiş bulunuyor. İlk baskısı Pozitif yayınevinden yapılan kitap tüm Türkiye’de kitabevlerinde yerini aldı.10 Eylül 1982 yılında yapımına başlanan Dev Atatürk portresi ile ilgili bilinmeyen bir çok bilgiye ışık tutan “Dağdan Bakan Gözler” isimli eserde o yıllarda yaşanan zorlukları, ilginç hikayeleri bir arada yaşamak mümkün.Aydemir’in bu eseri hem Erzincan için hem de tüm Türkiye için Ulu Önder Atatürk’ü yaşatan bir eserin devamı niteliğini taşıyor.Geçtiğimiz yıllarda Mustafa Aydemir ve Dr.Sezgin Aytuna çeşitli konferanslar vererek eseri ulusal platformda tanıtmışlardı. Sezgin Aytuna bu eseri 2006 yılından beri internet ortamında duyurmaya çalışıyordu, nihayet sona ulaşıldı…

    Konu ile ilgili görüşlerini aldığımız Mustafa Aydemir şunları söyledi; Öncelikle bu“Dağdan Bakan Gözler” isimli kitabı yazmaya başladığımda 28 yıl öncesinde yaşadığımız her şeyi sanki yeniden yaşadım. Kitabın belgesel niteliğinde olmasının esere ayrı bir boyut kazandırdığını düşünüyorum.İleri ki dönemlerde televizyonlarda yayınlanmasını planladığımız bir belgesel film ile izleyicilere ulaşmayı hedefliyoruz.Eserde bugüne kadar bu dev portreyi merak eden tüm insanların bu meraklarını fazlasıyla giderecek ayrıntılara yer verdim eseri öncelikle tüm Türkiye’ye ve eserin yer aldığı kent Erzincan’a hediye ediyorum.Dedi.
    Kitabın kapağında yer alan ve Turgut Özakman tarafından yazılan; Bu kitapta “Bir Çılgın Türk’ün Hikayesini Okuyacaksınız” ifadesi oldukça ilgi çekiyor.Kitabın arka sayfasında ise Emekli Top.Albay Eyüp Aslan, TDAV Başkanı Prof.Dr.Turan Yazgan, Hattat Ressam Etem Çalışkan ve Sanat Tarihçisi Prof.Dr.Oktay Aslanapa’nın kısaca görüşlerine yer verilmiş.
    http://www.erzincanhaber.com/habergoster.asp?id=5412

  2. HASAN ARI Says:

    1982 AĞUSTOS- EYLÜL AYLARINDA KISA DÖNEM GÖNÜLLÜ 3000 ASKER TARAFINDAN YAPILAN ATATÜRK PORTRESİ İMALATINDA BULUNMAKTAN ÇOK MUTLUYUM. FACEDE 59 TOPÇU TUGAY TÜMEN HAYRANLARI – ERZİNCAN GRUBU KURUCUSUYUM. KEŞİS DAĞI YAMAÇINDA YAPILAN AYAKTA BİLE ZOR DURULABİLEN BİR YAMAÇ
    ASKERLERİN KAYTARMALARI KESİNLLİKSE SÖZ KONUSU DEĞİL BÜTÜN ASKERLER CANI GÖNÜLDEN ÇALIŞTILAR, ÇOĞU ARKADAŞLARIMIZIN ELBİSELLERİ YANIK YAĞ ZİFTTEN NASİBİNİ DE ALDI DİYEBİLİRİM. YZB YÜKSEL MERTOĞLU NUN DA İSMİNİ ANMADAN
    GEÇMEK BÜYÜK SAYGISIZLIK OLUR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.
    HASAN ARI SMMM MERSİN hasanarismmm@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: